27 Ağustos 2011 Cumartesi

Deneyimler
Eğer hayata atılmaya başlamış olduğunuz , zaten sistemin size hiç durmadan vurduğu bir zaman dilimindeyseniz aklınızı toparlayacak hiç vaktiniz olmayacaktır. Her an hayatınıza müdahale etmediğini söyleyen bir çevreniz varsa ama imadına yaptıkları müdahalelere rağmen bunu kabul etmiyorlarsa , zor günlerin içindesinizdir ve eminim uzun sürede sürecektir bu günler. Bu zorluklara dayanmanız zordur ve patlamanız an meselesidir. Söylediğiniz herşey ters anlaşılacaktır. Sizde bu sistemin içinde boğulmaya başladığınız zaman anlayacaksınızki hiçbirşeyden kaçamazsınız sadece biraz erteleyebilirsiniz. Karşılaşacağınız zorluklar sizin kaderinizdir ve onunla yüzleşmeniz gerekecektir.Kaçmanız imkansızdır. Anlatması film hikayesini andırsada bu yüzleşmek istemeyeceğiniz hayatınızdır.

PART 1
Hayatınızda şakalara neredeyse yerkalmımıştır. Ailenize şaka yapamazsınız. Kız arkadaşım var bile diyemezsiniz şakadan... Hayat öyle bir hal almıştır ki söylenen herşey ebebeynleriniz tarafından gerçek azannedilir ve evleneceksiniz sanılır. Halbuki söylediğiniz şakadır ve böyle bir niyetiniz olmadığını anlatamazsınız.
PART 2
Görüştüğünüz her kız arkadaşınıza potansiyel eş adayıymış gibi davranırlar ve sorular kaçınılmaz olur onun hakkında.
...devam edecek.

20 Mart 2010 Cumartesi

bir kelime bin hikaye...

Acının seyir defterinde utancın atlasında Afrika


Kongo’da Kinşasa sokaklarında anladım…

Kamerun’da farkına vardım…

O sefaletin içinde, küçük simsiyah bir çift göz gülünce kavradım…



Afrika yalnızca bir kıta değildir…



İnsanlık tarihinin suç atlasıdır Afrika…



Keşif yüzyılında hoyrat monarşinin ve acımasız emperyalizmin habis ve sinsi kuşatmasının yazıldığı yerdir Afrika …



Eline tanrı kitabı almış, şeytanca bir planın, masumiyeti işgal etmesidir Afrika…



Büyük koca gemilerle gelmişler, “para, mülkiyet, öfke ve servet” için…



O bir çift simsiyah göz anlattı.



Kongo nehrinin kenarında göz göze galince gülümseyip dans eden o güzel kız söyledi…



Keşifçilerin “mülkiyet ve fetih” hastalığı sarı hummadan beter etmiş Afrika’yı..



O anlattı…



Öyle başlamış hastalıklar…Afrika’da hastalık yokmuş aslında…



Onlarla gelmiş tüm salgınlar…Ve tabii en büyük salgın:



“Sömürgecilik….”



Ortasından batısına gezdim… Ve dört gün sokaklarında sordum:



-Nasıl izin vermişler sömürge olmaya…



Ve anladım ki; bilmiyorlar o zaman…



Nedir fetih? Anlamıyorlar. Diğerinin ağacını ele geçirmek nedir. Diğerinin toprağını almak. Ya da başkasının kuşunu çalmak…



Çünkü kimsenin değildi Afrika…



Çünkü ele geçirmiyorlardı ve onlar yani Afrikalılar yalnızca paylaşıyorlardı Afrika’yı…



Bizim hiçbir zaman anlayamayacağımız bir ruh durumudur bu…



Bir sabah bir geminin güvertesinde boynunda halka, bileklerinde kelepçeyle uyanınca bir türlü anlayamamıştır ne olduğunu…



Sokaklarındaki gizli tarih anlattı bunları bana…



Bileklerinde kelepçeyle uyananların şaşkınlığı hala duruyor taşlarında…



Sokaklarında yürüdüm… Çarşılarında, yer tezgahlarında, kumaş dükkanlarında dolaştım. Dalları gökyüzüne bağlanan ağaçlarında hiç bilmediğim renk terkiplerinde kuşlar seyrettim.



ORMANLAR KRALI



Evet Afrika dediğin düpedüz acının atlasıdır. Gözyaşı tarihidir..



Kongo nehrinin kenarında anladım…



Ormanlar kralı filan da palavradır…



Sömürgeci hayalinin kıyısında Afrika’yı bir av sahası ilan ettikten sonra Tarzan’ı icat etmiştir…



Çünkü o sömürgeci, av sahasındaki hayvanlara, sokaklarındaki insanlardan daha çok değer vermiştir…



Hayvanın kürkü vardır…Filin dişi…



Ama Afrikalı insanın ne kürkü ne de dişi vardır…



Kölelik bitince, sömürgeciye göre değeri hiç kalmamıştır insanın…



Belgeselciler için milli parklarındaki hayvanlar, sokaklarındaki aç insanlardan, hüzünle kapanan simsiyah gözlerden çok daha değerlidir…



Para eden, çitanın, yavru ceylanı kovalamasıdır…



Suni vahşettir yani…



Şimdi bakıyorum da, her ülkenin devlet başkanının bahçesinde bir helikopter bekliyor…Kongo’da Saray’da yemek yerken gözüm bahçedeki devasa helikoptere takılmıştı…Dediler ki, ne olur ne olmaz, bir darbe halinde başkan ve ailesi kurtulabilsin diye…



Budur işte Afrika…



Dünyanın en zengin topraklarında dünyanın en fakir insanlarının acılı dekorudur.



Ve işte bu yüzden zengin artistlerin, bir dönem ortaçağ zenginlerinin “şempanze alır gibi” medya önünde evlatlık edinmesiyle temizlenemez Afrika’nın suç tarihi…



İyi yürekli Madonna, Halk kahramanı baba Brad Pitt midir yani?



Dört gün boyunca nasıl acımasız bir perdede seyrettim Afrika’yı…



Emperyalizmin toplama kampıdır Afrika…Günahlarının kıtasıdır…



Bugün Afrika açlıktan kırılırken, Müslüman petrol şeyhlerinin altın küvetlerde yıkanmasına izin veren o emperyalizmin günah hanesidir Afrika…



Irak’ta 1 milyon insanın ölümünü “demokrasi getiriyoruz diye” açıklayanların, “Afrika’daki barbarlara uygarlık getiriyoruz” demesi iki farklı tarihin iki aynı sonucudur. .



Safarilerin, vahşi belgesellerin, “Çölde Çay” görüntülerinin ötesinde, bir yıkım tarihi ve insanlık suçu yazılıdır Afrika’nın alnında…



Bu yüzden her sokak arasında rastladığım o bir çift siyah göze bakarak en yüksek perdeden bağırdım:



Öylesine günah doludur ki tarihi;



Meleksiz dolaşılmaz Afrika’da…


(alıntı:http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/14160743.asp?yazarid=174&gid=61&hid=14162018)

25 Ocak 2010 Pazartesi

yapmacıklar dünyası

yapma dostum böyle,
vurma arkadasını arkandan;

yapma delikanlım böyle
çekme silahını kılıfından;

yapma kızım böyle
düşürme oğlanları birbirine;

yapma kaynanası böyle
yıkma yavrunun yuvasını;

yapma başkanım yapma böyle
yeme yetimin hakkını;

yapma sevgilim yapma böyle
verdigim sevgiyi üç kuruşluk eşya gibi atma yabana;
çok yollar yürüdüm;
çok sevdalılar gördüm,
hiçbirisi benim gibi içten değildi,

çok asıklar gördüm
çok sözler duydum
hiçbirisi sevmiyordu benim kadar,

çok insanlar tanıdım
çok insana sevgi verdim
hiçbirisi senin gibi sevmedi beni yar...

neydim ne oldum...

bir tozdum savruldum;
uctum gezdim gördüm;

bir daldım ; sallandım;
sallandıkca çatırdadım kırıldım;

bir sevdalıydım;
sevdikçe için için yandım, kavruldum...

acımak...

bir bülbüle;bir sevene acıdım,
bir işçiye bir evsize acıdım,
bir dinsize bir ateiste acıdım,
bir aç kuşa ,bir aç köpege acıdım,
susuz çiçege acıdım,
ama hiçbirine acımadım sana acıdıgım kadar,
sen, sevgisiz bebek..

10 Ocak 2010 Pazar

o kadar yalnızım ki çevremde insanı değil böcekleri bile arar hale geldim...şarkılarla avutuyorum kendimi...yanımda olmayan seslerle yetiniyorum... neden böyle olur ki... neden insan yalnız hisseder ki? yavaş yavaş vazgeciyorum yaşamdan, hayattan... birer birer bırakıyorum sevdiklerimi; diger sevdiklerimin beni bıraktıgı gibi; teker teker yavasça...