30 Aralık 2008 Salı

yeni yıl kritiği

Evet sonunda bir yılı daha bitiriyorum..Başı ve sonu arasında ne fark var peki?( kendimi düşünmeden edemiyorum) İlk aklıma gelen 1 yaş yaşlanmış olmam.Ne kadar da cabuk geciyor günler zaman akıyor bense sadece yaşlanmayı doğru düzgün becerebiliyorum. Diğerleri hep yarım hayatımda. Ne yaşamayı becerebiliyorum ne yaşamamayı. Herşeyi kıyısından korkarak yasıyorum( Şebnemin dedigi gibi). Sonuc olarak yaştan dolayı bir gol yemiş bulunuyorum. Sonra bakıyorum devam ediyorum düşünmeye. Neler oluyor hayatta anlamaya calışıyorum ( bir tarafta savaşlar göz yaşı varken diğer tarafta israf düşünmemezlik anlamsızlık var) diyorum ben neresindeyim. Tabi ki her zaman ki gibi en dipteyim en anlamsız işlerin adamıyım. Hayatı anı yaşıyorum gibi yalanlarla yaşıyormus gibi yapıyorum. Kaç sefer istedigim seyleri yapmısım istedigim seylere sahip olmusum. Sene 1 ocak 2008 hala yalnız orta seviyede bir ögrenciyken simdi ne değişecek... Bir sevgilim hala yok. Üzerine sevgilim olmadıgından kazandıgım bir seyde yok. Boş zamanımı öldürmüşüm hatta öldürdüğümü bile anlayamamısım. Kac sefer tiyatroya gitmişim sinemaya gitmişim bilmiyorum. Demek ki hayat bana bölede bir gol atmış.
Gelelim neden gol yedim diye düşünmeye. Tabiki kendim yüzünden hep kişisel hatalar ve sonuc temiz bir maglubiyet.tebrikler bana.tabi umarım sizde benim gibi değilsinizdir. Çünkü kimse kaybedenlerin tarafında olmak istemez. Bir dahaki yazıda görüşmek üzere sevgiler!!! Yeni yılın size saglık ve mutluluk getirmesi dileklerimle!!! umarım her şey gönlünüzce olur!!!

26 Aralık 2008 Cuma

ülkem...

Tüm sıkıntılardan kurtulmaya calışıyorum hep... Her an yeni bi arayıstayım.Neler yapabilirm.. Bugunde bi burukluk yasıyorum...ülkemin ülkemdeki can insanların acılarını duydukca burukluk yasamamak elde değil ki? bir gün sehit haberleri diger gün dolandırma tecavüz vs. Gercekten acınacak haldeyiz bazı konularda... Hala sosyal düzen sıkıntısı cekiyoruz ve bu durum gün gectikce artıyor. Bana göre baslıca nedeni maddi sıkıntı. Eminim abd bizim sartlarımızda olsa en az bizim kadar vahim olurdu. Ve ahlaki cöküntü..Hepimizin kullandıgı bir kelime grubu ahlaki cöküntü. Tabiki insan düşünmeden edemiyor acaba ne değiştide hersey bu kadar cok kötüye yol aldı. Ben bu konu üzerine cok düşünüyorum , sonuc olarak sosyal değişim ve özümüzden kopma noktası önüme geliyor. Artık yasamımızda bizim olmayan seylerle yasıyoruz. mesela kendi kültürümüzde olmayan konusmalarla tavırlarımızla, eş dost ilişkisiyle ; en önemlisi kendimizin olmaayan ahlaki degerlerle yasıyouz yada kendimizin olanları öyle yozlastırmısız ki anlayamıyoruz ne demek oldugunu.İnsanlara özümüzü saygıyı anlatmayı basaramıyoruz.Ümit ediyorum ki bir gün bunları ögretebilirsek genclerimize insanlarımıza kazanacaz. Birlikte yasayıp birlikte savunmasını ögrenirsek bu vatan bu topraklar daha güzel olacak...Zor günlerde yasadıgımız kesin ama küçük bir umutlada olsa kaybettigimiz güzelliklerin yerini daha güzellerinin alacagını ben hissedebiliyorum.sadece biraz daha caba gösterip birlik olmalıyız her konuda. Sadece kendiimiz için değil vatan millet için calışmalıyız. Bu vatanı daha iyi yerlere getirmeli yüceltmeliyiz. degerlerimiz kaybederek daha kötü yerlere getirmemeliyiz.
Ve benim tüglerimi diken diken bir şiirle kapatıyorum bu yazıyı.

BAYRAK

Ey,mavi göklerin beyaz ve kızıl süsü,
Kızkardeşimin gelinliği,şehidimin son örtüsü!
Işık ışık, dalga dalga bayrağım,
Senin destanını okudum, senin destanını yazacağım.

Sana benim gözümle bakmayanın
mezarını kazacağım.
Seni selamlamadan uçan kuşun
yuvasını bozacağım.

Dalgalandığın yerde ne korku, ne keder...
Gölgende bana da, bana da yer ver !
Sabah olmasın, günler doğmasın ne çıkar.
Yurda ay yıldızın ışığı yeter.

Savaş bizi karlı dağlara götürdüğü gün.
Kızıllığında ısındık,
Dağlardan çöllere düşürdüğü gün.
Gölgene sığındık.

Ey, şimdi süzgün, rüzgarlarda dalgalan;
Barışın güvercini, savaşın kartalı...
Yüksek yerlerde açan çiçeğim;
Senin altında doğdum,
Senin dibinde öleceğim.

Tarihim, şerefim, şiirim, her şeyim:
Yer yüzünde yer beğen !
Nereye dikilmek istersen,
Söyle, seni oraya dikeyim !

3 Aralık 2008 Çarşamba

SEN…

Deniz gözlerine baktığımda aşkı gördüğüm… Seni senden habersizce sewdiğim… Hem umudum hem umutsuzluğum… Karanlık gecelerdeki ışığım… çirkine güzellik, anlamsızlığa anlam katanım… İmkansızım!

İmkansızı yaşamak nedir bilirmisin? İmkansızı sevmek… Çölde açan çiçek misali işte… Çölde açan çiçek imkansızmış bilirim… Toprak çiçeğe aşık olsada çiçeğin umurunda bile olmazmış… Dili söyleyemezmiş aşkını ama kalbi haykırırmış hep “seni seviyorum” diye.. Haykırırmış ama ne fayda dil söylemedikten sonra…

Yolda yürürken karşılaştığım sen… Bütün şarkıların anlattığı tek bir kişi var, sen… Durakta bekleyen, dolmuşta oturan, yolda yürüyen, kütüphanede ders çalışan, sırada bekleyen… Hep sen.. Her şeyde her yerde sen varsın işte!
Kalbime sorsalar neler söylerdi o deniz gözlerine…
Seviyorum… sevmenin acı verdiğini, her sevilenin sevilmediğini, imkansızım olduğunu bile bile!!! Rüzgara fısıldıyorum aşkımı, belki bir mucize olurda sesimi duyarsın diye… (alıntıdır---güzel birisinden)

21 Kasım 2008 Cuma

ankara...

Ankara'ya öyle yakışırdı ki kar..
asfaltlar ışıldar, buz tutardı resmi yalanlar...
kimse keman çalmaz belki ama
çok keman çalınsın balolarında
diye yapılmış
gri sisli binalar...
alnının ortasında
ciddi bir devlet asabiyeti.
çok kötü günlermiş gibi en genç zamanlar,
bu zulüm bu sevda bitmezmiş sevmek
bir halkı sevmekse aşk o zaman sevmekmiş!
(biz bir şeyi delicesine severiz
ama tanrım neyi?)
kahve önü çatlak mozaik
bel kemiğine tehdit
kürsüler üstünde
çok sigara içen
öğrenciler
bir daha asla yaşayamayacağı
aşkları teğet geçerken
hep onu sevmeyenleri severek
hep onu sevenin gözlerinden
kalabalıklara kaçarak
karışarak toplumcu gerçekçi yalnızlıklara,
yüksek rakımlarda çatlamış dudaklarını
bir izmirli güzele dayatmak varken
(hep kardeş olacak değiliz ya,
yaşasın halkların sevgililîğî!)
soyut bir sevdaya
beşik kertilmiş olan
dağda çoban,
şehirde şark çıbanı sayılan,
fırat'ın büyük elleri
ararat'ın kız yelleri
cilo'nun derin nefesleri
hülasa kente hukuk mukuk okun
mümkünse o arada da memleketi kurtarmaya gelmiş
anadolu çocukları, ankara' ya öyle yakışırdı ki kar
asfaltlar ışıldar,
buz tutardı resmi yalanlar
(belki balkona kar seyretmeye çıkar diye
sevdiğimiz kızlar
çok dibimiz donmuştur ve çoğu zaman
bu kar mevzuu
kızlara yeterince ilginç gelmemiştir
hiçbir şey kapalı bir dükkan kadar
hüzünlü gelmez insana
ankara'da,
yoksa bugün bir hayat
yaşanmayacakmı duygusu çöker bütün bozkıra.
Kimse keman çalmaz belki
Belki bu fiim hiçbir zaman
o kadar fiyakalı olmayacak ama
Hiçbir lahmacunda
o okul yolundaki üçüncü sınıf lokantadakinin
tadını vermeyecek bir daha
Çok daha iyilerini yedim sonra
bizzat Urfa'da hatta
Ama hiçbirinde
o kadar aç oturrnadım sofraya
ankara'ya
öyle yakışırdı ki kar
çok yabancı bir soluk duyulur bazı
bilinmez bir dilin ıslığından
anla ki sıkıldı bizim konsolosluktaki konuklar
öyle deme
Ankara'yı sevmeyene bir zulümdür
bu kadar insanın neden ankara'yı sevdiğini anlamadan
ankara'da yaşamak
yollarına hep sevdiğimiz insanların
adlarını vermediler ama biz her duvara
bilvesile onların adını yazarak yaşadık
kül ve betondan mürekkep
yaşadıkça yaşanılası gelen
o tuhaf bozkır kokusunda.
ankara'ya öyle yakışırdı ki kar.
asfaltlar ışıldar...
bir günden bir sürü gün yapan
mesai saatlerinde hiçbir şey yapan
hiçbir şey alıp hiçbir şey sunan
rakıyı bol sulu içen
dokunmasın için deği!
çabuk bitmesin dîye devletimin tekel rakısı,
hep kağıtlara bakarak,
hep kağıtlardan bakarak
hem neşet ertaş' ı hem bülent ersoy' u
aynı anda sevmeyi başararak,
karısının bayat ekmeklerden yaptığı tatlıyı
çok beğenmeyerek ama
yine de bu tasarrufunu takdir ederek
boynu hep kıdemli bir atkının içinde saklıyken
hep bir şeylere birilerine küsmüş gibi
yürüyen...
memurlar.......
ankara'ya öyle yakışırdı ki kar..
asfaltlar ışıldar,
buz tutardı resmi yalanlar...
biz, şimdi kapalı birr kuruyemişçi
dükkanının -ki bütün plan kar altında
tuzsuz ay çekirdeği çitileyip
yanı sıra bafra içmektir-
kötü ışıklandırılmış vitrininden
umutsuzca içeri bakan,
kimliği gereğinden fazla sorgulanmış,
merhabadan çok çıkar ulan kimliğini denmiş,
-yani sistem kendi verdiği kimliği
zırt pırt geri istemektedir-
doğduğu yer yüzünden
doğuştan kavgacı zannedilen ama
pek çoğu kavgadan nefret eden
kavgacı esmer cesur korkak
çoğu kürt çoğu türk çocuklardık...
ankara'ya öyle yakışırdı ki kar....
ha sonra belki ahmed arifin aklına
hiçbir şairin aklına gelmeyecek
-çünkü hiçkimse bir daha ankara' yı
O'nun kadar sevemeyecek -bir şiir islenir:
kar altındadır varoşlar
hasretim,nazlıdır ankara.....
ustam yine sen bilirsin ama
hangi aralıkta bir şair ölmüşse
işte o,en netameli aydır bence.
ankara'ya öyle yakışırdı ki kar...
asfaltlar ışıldar...
yalanlar...
şimdi ve sonra ne zaman ankara'ya kar yağsa
elim gönlüm, çocukluğum buz tutar.

yılmaz erdoğan

16 Kasım 2008 Pazar

hayat dersi:

eger mutlu olmak istiyorsanız ilk önce kendiniz mutlu olmalısınız...

hırss... ne hale gelmişiz..

Yaşanmış bir gercekmi bu hayat.. yoksa hayal mi? ölüm mü gercek olan yoksa gercek acı son mu ölüm? yada yeni bir sahnenin baslangıcı mı? Bilinmez ama giden gidiyor olan oluyor düzene karsı gelne gelebilen yok...
Bu acı gerceklerın hepsinin yanında bi acı gercek daha var..Ölümü bile yaşayamamak... hayatı bile yasayamamak...doya doya yasamamak...nasıl mı? her gün kuyu kazmalarla hasetlerle ugrasarak gecen günler... hatta bir ömür...yolda gecerken ayagına takılan tası almaktan aciz insanlar..yakınlıgı yanlış anlayan topluluklar...slm verip borçlu kalmalar...O kadar cok ki örnekleri...aslında yasarken ölenlerdeniz ölürken dirilenleriz...
nedir bizi böle yapan? hayatı yasanırdan yasanmaz kılan?hep daha iiyi isteyen doyumsuz ruhumuz mu? bizi bazen hırsız yapan( fiziksel hırsız deil), kötülüklerin kahramanı yapan herseye ragmen kendimizle gurur duymamızı saglayan nedir? o kadar insan her gün caddelerden giderken
hiçbiri kendisinden derdinden habersiz yasadıgını sanarken arkadaslık dedigimiz güzelliklerin hep karsılıklı ilişkiye dönüştügü zamanımızda yasıyorum diyenlere sasıyorum...hersey artık hersey sasırtıyor beni...neden böle diye düşünmeden kayıtsız kalamıyorum...işte hayat ve ölmemeyi istedigimiz hayat...neden fazla yasayayım ki neden hiçbirseyin olmadıgı bir boşlukta digerlerinin görmedigi vahsetleri kayıtsızlıkları görmeden yasayayım ki...ezilsemde istedigim gibi baskalarının yaptıklarını yapmak için deil yasamak için buradayım... ve kendini kaptırmıs beyinlerini kullandıklarını sananlardan (ama gercekte hayatın akısında akıntıdaki cöp gibi rüzgardaki toz tanecigi gibi gidenler)olmayarak kendimi ödüllendiriyorum...bu yazıyı okuyanlar cok sey anladıklarını sanacaklar ama bir cogu aynı sekilde yasayacak hiçbirsey değişmeyecek...cünkü kendilerini kaptırdıkları bu akıntı onları içleriyle nefisleriyle beyinleriyle alıp gitmiş..her kazandık diyişlerinde kaybedişlerinin mutlulugunu yasayanlardan olmaktansa yasayarak ölmeyi tercih edenlerse doyasıya yasamanın verdigi hazla zaten fazlasını istemeyecekler...zaten aramızdaki farkda bu...doymak yada doymamak...yarın arkasından hırsından catlamıs gebermiş yazsalar cok anlamlı olurdu ama hiçbiri farkında deil cünkü hepsi öle...

14 Kasım 2008 Cuma

hayatı anlamak...

yazmaya basladıgımda cok genctim...sadece yazıyor karalıyor siliyordum...bazen yazdıklarımı atıyor bazende saklıyordum...aradan gecen süre kimilerine göre uzun kimilerine kısa...dile kolay 5 yılı doldurmusum.yazılarıma anılarımı fikirlerimi hatta kendimi saklamısım.kaldıki onlar benim hayat hikayemin aynası.sıkılmısım karalamısım sevmişim yazmısım.kızdıgımda bile onlarda buldum rahatlamayı...Simdi napıyorum sadece içimdeki yazma tutkusunu bastırmak istiyorum..Anlayamıyorum nerden geliyor bu yazma tutkusu.. neden hiç bitmiyor... Meslek olarak gazeteciligi hiç düşünmememe ragmen yazmak gelliyor her konuda.. hayatı irdelemek.. insanlara fikirler iletmek...birseyler söylemek paylaşmak..zaten hepsi gazetecilik değil mi?adam öldüreni yazmakda kacakcıyı ortaya cıkarmak, dogruyu bulmaya yardımcı olmak sanat söyleşilerini isanlarla paylaşmak onların gelişmesine dogruyu bulmasına gayret etmek....ilk sınavlarımın bitmeye basladıgı su günlerde düşünüyorum hayatı irdeliyorum( bazılarının korkarak yapmaktan cekindigi seyleri yapıyorum...) isteyerek geldigim bi bölümde okuyorum mutluyum..gecmişim basarılı bi ögrencilikle dolu olsada... neden burdayım diye sorguluyorum.. biliyorum hayattta alınan karardan hiçbir zaman pişman olunmamalı ama ya benim durumum...sadece etrafımdakilerle karsılastırınca ( kıskanclıktan deil amacım farklılıgı belirtmek) onların bana göre ne kadar hırslı olduklarını hırslarından gözlerinin bazı zamanlarda hiçbirsey görmediğini...yasıyoruz diyip aslında bir bir kuklanın kollarını bacaklarını oluşturduklarını ve hayatın o kolları bacakları istedigi gibi oynadıgını... hicbirinin bi karsı koymadıgını ben görüyorum...gerci ben görüyorum hayat kimlerle oynuyor..ben sen bizler.. ama birazcık durup düşünmemiz lazım bazen.. neden biz neden böyle..hayatımızı elimize alıp onun tadını cıkarmak için en güzel zamanlar bence...kendimi buna alıştırmaya calışıyorum..basta sınavlarla girdim konuyaa.. ve simdi de düşük ola her sınavı hayatı yasamaaya baglıyorum...tabi hayatı yaşamakda göreceli.. Ama ben tad alarak yapıyoru yaptıklarımı bazı seyleri feda ederekten...Bilmem haberiniz var mı bende gelecek korkusu yasıyorum...Ama hiçbirimizin yarına cıkacagı belli deilken neden simdiyi doya doya yasamak varken gelecek için kasıyorum...insanları düşünmeye cagırıyorum...sadece anlık düşünmeler..iyi düşünmeler

dünyadan anlamlar cıkarma...

yazmaya basladıgımda cok genctim...sadece yazıyor karalıyor siliyordum...bazen yazdıklarımı atıyor bazende saklıyordum...aradan gecen süre kimilerine göre uzun kimilerine kısa...dile kolay 5 yılı doldurmusum.yazılarıma anılarımı fikirlerimi hatta kendimi saklamısım.kaldıki onlar benim hayat hikayemin aynası.sıkılmısım karalamısım sevmişim yazmısım.kızdıgımda bile onlarda buldum rahatlamayı...Simdi napıyorum sadece içimdeki yazma tutkusunu bastırmak istiyorum..Anlayamıyorum nerden geliyor bu yazma tutkusu.. neden hiç bitmiyor... Meslek olarak gazeteciligi hiç düşünmememe ragmen yazmak gelliyor her konuda.. hayatı irdelemek.. insanlara fikirler iletmek...birseyler söylemek paylaşmak..zaten hepsi gazetecilik değil mi?adam öldüreni yazmakda kacakcıyı ortaya cıkarmak, dogruyu bulmaya yardımcı olmak sanat söyleşilerini isanlarla paylaşmak onların gelişmesine dogruyu bulmasına gayret etmek....ilk sınavlarımın bitmeye basladıgı su günlerde düşünüyorum hayatı irdeliyorum( bazılarının korkarak yapmaktan cekindigi seyleri yapıyorum...) isteyerek geldigim bi bölümde okuyorum mutluyum..gecmişim basarılı bi ögrencilikle dolu olsada... neden burdayım diye sorguluyorum.. biliyorum hayattta alınan karardan hiçbir zaman pişman olunmamalı ama ya benim durumum...sadece etrafımdakilerle karsılastırınca ( kıskanclıktan deil amacım farklılıgı belirtmek) onların bana göre ne kadar hırslı olduklarını hırslarından gözlerinin bazı zamanlarda hiçbirsey görmediğini...yasıyoruz diyip aslında bir bir kuklanın kollarını bacaklarını oluşturduklarını ve hayatın o kolları bacakları istedigi gibi oynadıgını... hicbirinin bi karsı koymadıgını ben görüyorum...gerci ben görüyorum hayat kimlerle oynuyor..ben sen bizler.. ama birazcık durup düşünmemiz lazım bazen.. neden biz neden böyle..hayatımızı elimize alıp onun tadını cıkarmak için en güzel zamanlar bence...kendimi buna alıştırmaya calışıyorum..basta sınavlarla girdim konuyaa.. ve simdi de düşük ola her sınavı hayatı yasamaaya baglıyorum...tabi hayatı yaşamakda göreceli.. Ama ben tad alarak yapıyoru yaptıklarımı bazı seyleri feda ederekten...Bilmem haberiniz var mı bende gelecek korkusu yasıyorum...Ama hiçbirimizin yarına cıkacagı belli değilken neden simdiyi doya doya yasamak varken gelecek için kasıyorum...insanları düşünmeye cagırıyorum...sadece anlık düşünmeler..iyi düşünmeler

yıllar...

şikayet

aglarım yanarım bakmazsın bana ,
kendini alemin gülü mü sandın?
kibirin yüzünden kıyarsın cana,
bu canı babanın malı mı sandın?
yaralarım derin durmaz, kan akar.
gözlerin ateşi cigerim yakar.
bilmem kim yüz verir,sana kim bakar.
herkesi ben gibi deli mi sandın?
gözünün önünde dursam görmezsin
hasta düştüm hatırımı sormazsın
yandım susuzluktan bir su vermezsin
erzurumu sahra cölü mü sandın?
camurun içinde cevher ararsın
toptan altın olsan neye yararsın
gönüller incitir gurur kırarsın
benide yüreksiz, ölü mü sandın?
SALİM der basıma coraplar ördün
fırsatını buldun, sineme vurdun
tam bir ay kapında beklettin, durdun.

THE 4 WIVES

THE 4 WIVES

There was a rich merchant who had 4 wives. He loved the 4th wife the most and adorned her with rich robes and treated her to delicacies. He took great care of her and gave her nothing but the best.

He also loved the 3rd wife very much. He's very proud of her and always wanted to show off her to his friends. However, the merchant is always in great fear that she might run away with some other men.

He too, loved his 2nd wife. She is a very considerate person, always patient and in fact is the merchant's confidante. Whenever the merchant faced some problems, he always turned to his 2nd wife and she would always help him out and tide him through difficult times.

Now, the merchant's 1st wife is a very loyal partner and has made great contributions in maintaining his wealth and business as well as taking care of the household. However, the merchant did not love the first wife and although she loved him deeply, he hardly took notice of her.

One day, the merchant fell ill. Before long, he knew that he was going to die soon. He thought of his luxurious life and told himself, "Now I have 4 wives with me. But when I die, I'll be alone. How lonely I'll be!"

Thus, he asked the 4th wife, "I loved you most, endowed you with the finest clothing and showered great care over you. Now that I'm dying, will you follow me and keep me company?" "No way!" replied the 4th wife and she walked away without another word.

The answer cut like a sharp knife right into the merchant's heart. The sad merchant then asked the 3rd wife, "I have loved you so much for all my life. Now that I'm dying, will you follow me and keep me company?" "No!" replied the 3rd wife. "Life is so good over here! I'm going to remarry when you die!" The merchant's heart sank and turned cold.

He then asked the 2nd wife, "I always turned to you for help and you've always helped me out. Now I need your help again. When I die, will you follow me and keep me company?" "I'm sorry, I can't help you out this time!" replied the 2nd wife. "At the very most, I can only send you to your grave." The answer came like a bolt of thunder and the merchant was devastated.

Then a voice called out : "I'll leave with you. I'll follow you no matter where you go." The merchant looked up and there was his first wife. She was so skinny, almost like she suffered from malnutrition. Greatly grieved, the merchant said, "I should have taken much better care of you while I could have !"

Actually, we all have 4 wives in our lives

a. The 4th wife is our body. No matter how much time and effort we lavish in making it look good, it'll leave us when we die.

b. Our 3rd wife ? Our possessions, status and wealth. When we die, they all go to others.

c. The 2nd wife is our family and friends. No matter how close they had been there for us when we're alive, the furthest they can stay by us is up to the grave.

d. The 1st wife is in fact our soul, often neglected in our pursuit of material, wealth and sensual pleasure.

Guess what? It is actually the only thing that follows us wherever we go. Perhaps it's a good idea to cultivate and strengthen it now rather than to wait until we're on our deathbed to lament

Parasutlerimiz...



Charles Plumb Vietnamda ucmus,ABD Hava Harp Okulu mezunu bir pilottu.
Savas sirasinda yaptigi 75.inci ucusta, yerden havaya atilan gudumlu bir
uze tarafindan vuruldu.


Derhal kendini firlatip parasutle bir ormanin icine dustu.
Kisa bir sure sonra da Vietkonglar tarafindan yakalandi ve tam 6 yil Kuzey
Vietnamda esir olarak tutuldu.
Bugun Charles Plumb yasadigi bu tecrube hakkinda insanlara ders
vermektedir.
Bir gun Charles ve esi restoranda yemek yerlerken bir adam masalarina
yaklasir ve saskinlik icinde ciglik atar:

-Aman Allahim ! sen Plumb'sin .Vietnamda jet pilotuydun ,Kitty Hawk
havaalanindan. Ucagin dusmustu!

-Evet ama sen nereden biliyorsun bunu ? der eski pilot Plumb

-Biliyorum cunku ucus oncesi senin parasutunu ben hazirlamistim.

Plumb hayretler icindeydi. Adam elini Plumbun omuzuna atar:

-Anladigim kadariyla parasut ise yaramis
Plumb evet anlaminda kafasini sallar. -Eger ise yaramasaydi su anda burada
degildim.

Plumb o gece ,restoranda masaya gelen adami dusunmekten uyuyamaz.
Savas sirasinda cogu kez gordugu bu adamla bir kez olsun konusmadigini
dusunur.
Cunku o bir savas pilotu,adamsa parasut hazirlayan basit bir askerdir
sonucta.
Oysa o asker ,uzun tahta bir masada saatlerini harcayarak ,dikkatle
katladigi parasutlerle ,
her seferinde hic tanimadigi bir insanin kaderini ellerinde tutuyordu.
Bu olaydan sonra verdigi derslerde Plumb dinleyicilere hep ayni soruyu
sormaya basladi:

Parasutunuzu kim hazirliyor?

Tum hayati boyunca ihiyac duydugumuz her seyi bir baskasinin hazirladigi
biz modern dunyanin insanlarina sorulabilecek en anlamli sorulardan biri
de bu belki de....Yasamaya devam etmemizi saglayan sayisiz parasutler var
hayatimizda,her defasinda bir baska insanin bizim icin hazirladigi ,maddi
parasutler,

manevi parasutler,duygusal parasutler,ruhsal parasutler...... Sahip
oldugunuz en buyuk yetenegi kim kazandirdi size ,veya dusunce
yapinizi kim sekillendirdi?Kimler size moral verdi zor zamanlarinizda ya da
hayata dair manevi degerlerin farkina varmanizi kimler sagladi?

Hayatiniz boyunca parasutunuzu hazirlayan kimlerdi?Iste onlar hayatimizi
borclu oldugumuz insanlardir.Peki siz kimlere, hangi parasutleri
hazirliyosunuz, hic dusundunuz mu?

hayat ve mutheşem sonucu

biliyorum- anlıyorum neden;nasıl;niçin--- cevap veremiyorum; susuyorum kendimi yasıyorum...ne yazabiliyorum ne konusabiliyorum...bildiklerimin altında eziliyorum...işte sonuc

Don't you (forget about me) lyrics by Billy idol


Hey, hey, hey ,hey
Watching ooh... yeah

Won't you come see about me?
I'll be alone, dancing and you know it baby

Tell me your troubles and doubts
Giving me everything inside and out, out
Love's strange so real in the dark
Think of the tender things that we were working on

Slow change may pull us apart
I'll get us back together at heart, baby

Don't You Forget About Me
Don't Don't Don't Don't
Don't You Forget About Me

Will you stand above me?
Look my way and never love me
Rain keeps falling, rain keeps falling
Down, down, down

Would you recognise me?
Call my name or walk on by
Rain keeps falling, rain keeps falling
Down, down, down

Hey, hey, hey, hey
Watching ooh..... yeah

Don't you try and pretend
It's my feeling we'll win in the end
I won't harm you or touch your defenses
Vanity and security

Don't you forget about me
I'll be alone, dancing and you know it baby
Going to take you apart
I'll put us back together at heart, baby

Don't You Forget About Me
Don't Don't Don't Don't
Don't You Forget About Me

As you walk on by
Will you call my name?
As you walk on by
Will you call my name?
As you walk on by
(As you walk on by)

Or will you walk on by?
Will you walk away?
Come on - call my name
Come on - call my name
Will you call my name?

I say
La la la...

Will you walk on by?
Would you call my name?
As you walk on by
Would you call my name?
When you walk on by?
Oh yeah
Come on and call my name
As you walk on by
Hey baby call my name!
When you walk on by
Would you call my name
Yeah, Yeah, Yeah....


I just want to see you
When you're all alone
I just want to catch you if I can
I just want to be there
When the morning light explodes
On your face it radiates
I can't escape
I love you 'till the end

I just want to tell you nothing
You don't want to hear
All I want is for you to say
Why don't you just take me
Where I've never been before
I know you want to hear me
Catch my breath
I love you 'till the end

I just want to be there
When we're caught in the rain
I just want to see you laugh not cry
I just want to feel you
When the night puts on its cloak
I'm lost for words don't tell me
All I can say
I love you 'till the end

the sound of silence

Hello darkness, my old friend,
I've come to talk with you again,
Because a vision softly creeping,
Left its seeds while I was sleeping,
And the vision that was planted in my brain
Still remains
Within the sound of silence.

In restless dreams I walked alone
Narrow streets of cobblestone,
neath the halo of a street lamp,
I turned my collar to the cold and damp
When my eyes were stabbed by the flash of
A neon light
That split the night
And touched the sound of silence.

And in the naked light I saw
Ten thousand people, maybe more.
People talking without speaking,
People hearing without listening,
People writing songs that voices never share
And no one deared
Disturb the sound of silence.

Fools said i,you do not know
Silence like a cancer grows.
Hear my words that I might teach you,
Take my arms that I might reach you.
But my words like silent raindrops fell,
And echoed
In the wells of silence

And the people bowed and prayed
To the neon God they made.
And the sign flashed out its warning,
In the words that it was forming.
And the signs said, the words of the prophets
Are written on the subway walls
And tenement halls.
And whisperd in the sounds of silence.

bin isteğimden hepsi ona yada sana...

kimse bilmeyecek seni sevdiğimi,
kimse hissetmeyecek sana hissettiğimi,
benim olan bu istek bu arzu,
sadece benim kalacak,
kimse dokunamayacak ona...
kimse bu arzumu duymayacak,
kimse anlamayacak hiçbirsey,
söz veriyorum bunu yapacagım,
ve sana söz veriyorum hep bu istekle yasayacagım,
tek care ölüm ...
dokunulmayan tek seyim,
içimdeki dünyanın tek kurucusu,
sönemeyen günesim,
sana söz olsun ki,
bu gözler gördüğü müddetçe,bu kalp seni andıkca bir baska olmayacak...
bu ask,
herseyin üstünde,
herkes üzerine alınacak , ama bir tek sen alınmayacaksın;
ben bir yaptıkca sen bin isteyeceksin ama ben sana sonsuzu getirecegim,
sen duracaksın ben sana gelecegim...

kime ne!!!


Seni Sevmek için ne kadar sebep varsa içimde..
İşte o kadar yalan uyduruyorum kendime,
O kadar yalan... Kime ne...

Kendime yalanlarla tutunuyorsam kime ne?
Kendimi sende unutuyorsam kime ne?
Sende susuyor, Sende konuşuyorsam
Sende uyuyup Sende uyanıyorsam,
Vuruyorsam talan olan umudun mahzeninde kendimi,
Kime ne,
Kime ne kendimi kanatıyorsam senin düşüncende,
Yalan yada gerçek,
Sen sakın gecesiz uykularımda üşüme!
Ben üşüyorsam kime ne....

can yücel

Bunca zaman bana anlatmaya calistigini,
Kendimi buldugumda anladim.

Herkesin mutlu olmak icin baska bir yolu varmis,
Kendi yolumu cizdigimde anladim..

Bir tek yasanarak ogrenilirmis hayat, okuyarak, dinleyerek degil..
Bildiklerini bana neden anlatmadigini,anladim..

Yureginde ask olmadan gecen her gun kayipmis,
Ask pesinden neden yalinayak kostugunu anladim..

Aci doruga ulastiginda gozyasi gelmezmis gozlerden,
Neden hic aglamadigini anladim..

Aglayani guldurebilmek, aglayanla aglamaktan daha degerliymis,
Gozyasimi kahkaya cevirdiginde anladim...

Bir insani herhangi biri kirabilir, ama bir tek en cok sevdiði acitabilirmis,
cok acittiginda anladim..

Fakat,hak edermis sevilen onun icin dokulen her damla gozyasini,
Gozyaslariyla birlikte sevincler terkettiginde anladim..

Yalan soylememek degil, gercegi gizlememekmis marifet,
Yuregini elime koydugunda anladim..

''sana ihtiyacim var, gel ! '' diyebilmekmis guclu olmak,
Sana ''git'' dedigimde anladim..

Biri sana ''git'' dediðinde, ''kalmak istiyorum'' diyebilmekmis sevmek,
Git dediklerinde gittigimde anladim..

Sana sevgim simarik bir cocukmus, her dustugunde ziril ziril aglayan,
Buyuyup bana simsiki sarildiginda anladim..

Ozur dilemek degil, ''affet beni'' diye haykirmak istemekmis pisman olmak,
Gercekten pisman oldugumda anladim..

Ve gurur, kaybedenlerin, acizlerin maskesiymis, sevgi dolu yureklerin gururu olmazmis,
Yuregimde sevgi buldugumda anladim..

Olurcesine isteyen, beklemez, sadece umut edermis bir gun affedilmeyi,
Beni affetmeni Olurcesine istedigimde anladim..


Sevgi emekmis,
Emek ise vazgecmeyecek kadar, ama ozgur birakacak kadar sevmekmis...


Sen mutlu olacaksan eger, bana sadece senin tebessumun de yeter .
Bitti diyorsan bunuda anlarim

bir şiir...

yalvarmazk zorunda mıyım sana sonuna kadar?
sevdam yetmez mi sonsuzluga kadar?
gözlerimden anlamaz msın ?
sevdam kalbimi yakmadan sonuna kadar.
sevmek için yanında olmamm sart mı?
aşkımız bizi yakınlaştırmaz mı?
karabulutların ardında günes varken,
askımda bunun gibi olmaz mı ?
oldugu gercek ama görünmez.
duyumsamadın mı askı mektuplarımdan ,
özlemle yazdıklarımdan,
ya yasadıklarımızdan,
anlatacak baska güc mü vardı sana sevdayı sevgiyi...
bir dokunustan ,bir gülümsemeden,
bazen bir sözcükten fazlasını mı istedimde veremedin..
bazen ufuk cizgisinde bir umut,
her hissettigimde mutlu oldugum bir anı,
ama geri dönülemez yollar.
artık bitmiş seyler var..
hatırladıgımda cocukluk dediğim,
hakkettiginden fazlasını verdigim,
simdi gülümsüyorum gelecege,
yeni bir günes doguyor dünyama
sebebini bilmedigim bi ferahlık yasıyorum her sabah,
kendi kendime mutlu oluyorum..
ve sonra diyorum ki!
BİR BASKA ASK VARMIS ÖZÜNDE HAYATIN,İNSANIN KENDİSİNİ ADAMASI GEREKEN,ONU O YAPAN BİR ASK;FARKEDİLMEYİ BEKLEYEN...

beyberbeyi sarayı (1917)

baslangıcta yazmak stedigim birseyler var...bu yazıyı yazmamın sebebi kesinlikle padisahlık rejimini savunmak değildir(bazılarının aklına gelebilir).yada Abdülhamit hanı herhangi bir konuda desteklemek yada irdelemek değildir. bu yazıyı space koyarak amacım belirttigim yerlerden (kırmızı yazıyla yazılan yerler) ders alınması ve günümüzle karsılastırılarak bir fikre sahip olunmasını istiyorum..mavi yazıların hepsi parantez içindedir(aklınızda bulunsun).iyi okumalar!!!
Ne kadar grip bir tecellidir ki , amcam abdulaziz hanı düşürmek için avrupaya kacan genc osmanlılar eninde sonunda muradlarına ermişler, hem abdulaziz han düşmüş ,hemde hemen peşinden acılan 93 rus savası rumelinin yarısını alıp götürmüştü.tıpkı onlar gibi beni(sultan aldülhamid) düşürmek için avrupaya kacan jön türkler de muradlarına ermişler, ben, düşürmüşler ve girdikleri cihan savasında da osmanlı imparatorlugunu elden cıkarmıslardır.(ittihad ve terakki partisi ve savunucularını kastedmektedir cünkü padisahı saf dısı bırakan ve savasa giren onlardı)
Her iki grupta memleketin okumus yazmıslarını içine alıyordu. Her iki grupta batıcılıgıa hayrandı. Her iki grup da memleketin tek kurtulusunu mesrutiyette görüyorlardı.Her iki grupta emellerine ordunun bir parcasını vasıta etti.her iki grubunda dayandıgı ordu da içinden parcalandı.
Evet, ne kadar garip bir tecellidir ki, ben bu olayların her ikisininde içinde yasadım. Amcamın öfkeyle yapamadıgını ben sabırla denedim. amcamın ceza ile basaramadıgını ben bagıslayarak elde etmeye calıştım. ama yinede muvaffak olamadım.
Ve daha garip bir tecelliye bakınız ki , "genc osmanlılar"ı da "jön türkler"ide osmanlı imparatorlugunu yıkmak isteyen büyük devletlerin hepsi arkalıyordu! bu devletlerin gözünde ümit bu genclerdeydi. bunların dediği yapılırsa Osmanlı İmparatorlugu kurtulacak ,dediklerine kulak asılmazsa batacaktı! iki kere istemeyerekde olsa dediklerini yaptık ve işte battık.! bari son kalan bir avuc vatan topragınnda yasayanların gözleri acıldı mı? inş!
Evladım sayılan bu vatan cocukları , benim bir sarayın dört duvarı arasında gördügüm (o sıralar beyberbeyi sarayında göz hapsinde gibi bir durumda ve dısarıya cıkmıyordu) hakikati koskaca yeryüzünü gezip tozdukları galde nasıl görmediler;nasıl görmedilerde ecdadının kanıyla sulanmıs koskaca bir ülkeyi kendi elleriyle batırdılar!
Suclamaya dilim varmıyor; fakat görüyorlardı ki; ingilizler, fransızlar ,ruslar hatta almanlar ve avusturyalılar, yani bütün büyük avrupa devletleri menfaatlerini osmanlı mülkünün parcalanmasında bulmuslardır; düşmandılar.Görüyorlardı ki bu devletler birbirleriyle dalasıyorlar ama osmanlıyı üleşmekte anlasıyorlardı. Anlasamadıkları , kimin daha büyük parcayı yutacagı idi. Öyle oldugu halde bu düşüncede olan devletlerin kendilerini arkalamalarından da mı bir mana cıkarmıyorlardı?
Söyledim , yine söyleyecegim; anlattım yine anlatacagım, düşünmüyorlar mıydı ki, osmanlı ülkesi bir cok milletlerin bir araya gelmesinden meydana gelmiştir.böyle bir ülkede mesrutiyet , ülkenin unsur-i aslisi(temel unsuru) için ölümdür.İngiliz parlamentosunda hintli ,afrikalı ,mısırlı;fransız parlementosunda bir cezayirli mebus var mıydı ki( bunu belirtmesinin nedeni olarak da su durum var ki: birinci dünya savasından önceki yıllarda hem ingiltere hemde fransa sömürge imparatorluguydu. bu durumda osmanlı gibi cok uluslu bir devlet yapısına sahipti. ama ingiltere ve fransa osmanlıdan mecliste azınlık milletlerden temsilci bulunmasını istedikleri halde kendileri bulundurmamaktaydılar ); osmanlı parlamentosunda rum ermeni bulgar sırp arap mebus bulunmasını istemeye kalkıyorlar! ( günümüzdede aynı durum ispanyada görülmektedir.ayrılıkcı eta örgütünün siyası kanadı suan yasaklanmaktadır(üç ayrılıkcı olusumdan 2si kapatılmıs birininde kapatılma yasası onaylanmayı beklemektedir yüksek mahkeme tarafından) ama hala türkiyede AB bazı siyasi olusumların devamını istiyor ve haklılıgını(olmadıgı halde) savunuyor. ayrıca bazı kesimler baska örnekler gösterebilirler mesela bulgaristandaki türk azınlıktan cıkan mebuslar gibi..ama onlara cevabımda sudur :" amac farklı milletten mebusa karsı olmak değil, sadece ayrılıkcı ve baskaları(düşmanlar) tarafından kullanılmaya(kötü amaclarla) musait olanların mebus olmamasıdır... )
Hayır bunca okumus, düşünmüş kendisini davasına vermiş vatan evladının cibiliyetsiz cıkacagını kabul edemem!( Atamızın Genclige hitabesinden de birseyler yazmak istedim bu noktaya "Bütün bu şerâitten daha elîm ve daha vahim olmak üzere, memleketin dahilinde, iktidara sahip olanlar gaflet ve dalâlet ve hattâ hıyanet içinde bulunabilirler.")sadece aldandılar , derim. Aldandılar ama , cezalarını kendilerinden cok, aldanmayan milyonlarca masum vatan evladı cekti; hem öldüler hemde vatandan oldular!...
beylerbeyi sarayı(14 mart 1333(1917))

amerikalı baskanın sözleri..herkesten bişiy ögrenmeli...

Belirli bir millete sevdayla bağlanmaktan kacınınız.baska bir ülkeye nefret yahut sevgi duyguları beslemeyi adet
edinen milletler köleleşirler,kendi görev ve cıkarlarını unuturlar. Zira millet ortalık hayaline baska millete bağlandı mı, bu ikincisinin kavgalarına boşu boşuna karısır.
Üstelik ona imtiyazlar tanır. Bu ise kendisinin sömürülmesine yol acmakla kalmaz, baska ülklerin düşmanlıgını ve misillemelerini de üstlerine ceker.Büyük ve güçlü bir ülkeyle öyle bir ilişki kuran küçük yahut zayıf millet ötekisinin uydusu olmaktan kurtulamaz..
Yabancı entrikaların aleti durumundaki kişiler, güvenini ve alkısını kazandıkları halkı aldatarak, onun cıkarlarını baskasına teslim etmesini saglarken, bütün bunlara karsı cıkan gercekte yurt severler şüpheli duruma düşürülüp lanetlenebilirler...

.....

yazamıyorum artık hissettiklerimi kagıda
manası kalmadıgından..
birşeyler engelliyor beni kalemimi..

söyleyemiyorum sevdamı askımı
karsılıgı olmadıgından..
birşeyler engelliyor bagırmamı..

gidemiyorum senden daha uzaklara
ne kadar cabaladıysam...
bir parcam sende nasıl uzaklasayım ki!!!

<<<<<<<<<<<<<<<<>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>
terslikler..

az seylerle yetinmekten bıktım ama,
senli dünyada sensiz yasıyorum artık..

bazen telefonla bazen adımlarla sana ulaşacakken;
özlemini duyarak yasıyorum yanı basında artık..

sana dokunabilmek varken;
soguk rüzgarlarla dans ediyorum..


herseyi söylemek isterken sana;
saklıyorum ve saklanıyorum artık senden..

artık cesur olmak isterken;
korkatlıgımdan hayatımı yasanmaz hale getirdim

dünyaya senin için meydan okumak isterken;
cekiliyorum kalbimin içine gizlenerek..

hep olumsuzlukları yasadıgım gibi;
üstüne üstelik birde hiç bişiy yok gibi terslikleri yaşıyorum...


cok sevmeyeceksin...

Bağlanmayacaksın bir şeye

Öyle körü körüne

“O olmazsa yaşayamam” demeyeceksin

Demeyeceksin işte

Yaşarsın çünkü

Öyle beylik laflar etmeye gerek yok ki

Çok sevmeyeceksin mesela

O daha az severse kırılırsın

Ve zaten genellikle o daha az sever seni

Senin O’nu sevdiğinden.

Çok sevmezsen çok acımazsın

Çok sahiplenmeyince

Çok aitte olmazsın hem

Çalıştığın binayı

Masanı, telefonunu, kartvizitini

Hatta elini ayağını bile çok sahiplenmeyeceksin.

Gökyüzünü sahipleneceksin,

Güneşi, ayı, yıldızları

Mesela kuzey yıldızı

Senin yıldızın olacak

“O benim” diyeceksin

Mutlaka sana ait olmasını istiyorsan bir şeylerin..

Mesela gökkuşağı senin olacak

İllede bir şeye ait olacaksan,

Renklere ait olacaksın,

Mesela turuncuya,

Yada pembeye,

Ya da cennete ait olacaksın.

Çok sahiplenmeden

Çok ait olmadan yaşayacaksın

Senin değillermiş gibi davranacaksın

Hem hiçbir şeyin olmazsa

Kaybetmekten de korkmazsın

Onlarsızda yaşayabilirmişsin gibi davranacaksın

Çok eşyan olmayacak mesela evinde

Paldır küldür yürüyebileceksin

İlle de bir şeyleri sahipleneceksen

Çatıların gökyüzüyle birleştiği yerleri sahipleneceksin

Hem her an avuçlarından kayıp gidecekmiş gibi

Hem de hep senin kalacakmış gibi hayat

İlişik yaşayacaksın Ucundan tutarak..


aslında doğruymus anlıyorsun zamanla........

dönmem dönemem geriye

calmam calamam kapını tekrar
SAdece bazen hatırlarım seni ,sevgimi
o an anarım adını ,belki ararım..
korkma dönmem geriye
canım yansada
içimi kemirsede birseyler
seni rahatsız etmem bir daha
rüzgar gibiyimdir delicesine eserim
tutunamadım mı basar giderim
dönmem dönemem,
kar topu gibiymdir temiz ve saf,
ama bir kere eriyince..
bir daha bulmazsın sonsuza giderim unutursun.
korkma dönmem dönemem geriye
senin rahatını bozmaya
kafanı karıstırmaya gelmem tekrar
korkma dönmem geriye sevsemde sevmesemde,
istenmediğim yere dönmem dönemem,
gururum elvermez tekrar
alışmaya calışırım sensizliğe,
sozsuzluga sonuna kadar.........
erkekliğe vurdururum sevsem bile
artık aglayamam
belki bitmiştir hersey sensiz benim için;
ama yinede dönemem biliyorsun sevsemde.......
(rahatsız olmana gerek yok)

sen

hic görmedin,
senin için akıp giden göz yaslarımı;
hiç bilmedin,
seni düşünürken nasıl dalıp gittiğimi;
hiç hissetmedin,
cöl ortasında vadiyi özler gibi seni özlediğimi..

iki cicek..

hiç hesapta yokken yeseren iki cicek,
güzün günesin hafif gülümsemesiyle,
acmak için cekingen bir o kadarda istekli iki cicek...
ardından, fırtınaları getiren rüzgarlar,
cicekleri uzaklara sürükleyen,
onları ayırdıgını sanan rüzgar....
yeniden bahar ve ardından acan iki cicek,
sen ve ben,özlemle birbirini arayan,
ama ne bulusan nede ayrılan sen ve ben...
işte sen,cicegim,
bitecek derken seller olan,
sana sevgimi anlatan askımın sahibi,bitanem...

duygular...

özlemin kan olur akar içimde..
kalbim carpar
seni görünce,ölümden döner,
tüm benliğim sonunda...
güzelliğin bir ask sarabı gibi,
beni kendine hapseder,
sensizlik ölüm gibi,
hayatımı yasanmaz eder....

beklentileriniz....

Hiç beklentisiz sevdiniz mi…?yani bugun telefon etmedi demeden,suan nerede acaba diye kendinizi yemeden,yas gunumu hatırlayacak mı acaba diye bir beklentiye girmeden… sevdiniz mi hiç?
.......
Hiç beklemeden calan kapıda onu karsınız da görmek ne güzeldir bilir misiniz?….
Beklemediğiniz bir anda hediye almak sevdiginizden….
Ve beklemeden gelen bir mesajın “seni seviyorum” tadına varabildiniz mi hiç….?
Bir”seni özledim” mesajı ile askı yakaladınız mı…?
…………….
Onu sevdiğiniz, onunda sizi sevidiği icin sevin…
Göreceksiniz ki o zaman sevmek ve sevilmenin damaklarda bıraktıgı tat,yıllanmıs sarap gibi , bir baska döndürüyor insanın basını…
Artık gelecege dair hayallarimde yok… ben sevgiyi yasıyorum…onun yanımda oldugu anlar o kadar değerli (olmasada olsada öle düşünmem önemli) o kadar kıymetli ki ….
Nedense sevmeye aradıgımız eğer….
Beklentisiz seviyorum….
Sevdiğim için seviyorum….

hiçbirsey....

kapatmıştım kalbimn kapılarını
sen geldin araladın,
bıkmıştım bu zalim yalan hayattan,
beni sen hayata bağladın,
bilmezdim bir daha,
birdaha seveceğimi,
yine öğrettin bana sevmeyi,
yeniden doğdum,
senle öğrendim yürümei,
NE OLUR BIRAKMA ELLERİMİ!!!
yalnızlıktı sensizken tek yoldaşım,
gecelerse arkadaşım,
neredeydin bugüne dek?
beni bulmadın,
oysa ben seni hep aradım,
bugüne dek hep keşke deyip durdum,
her yeni başların sonunda,
yine aynı kelime KEŞKE!
derin uykular içinde büyüdüm,
yanlış insanlar,
yanlış yüzler,
yanlış aşklar...
evet kapatmıştım kalbimin kapılarını,
ama sonra SEN çıktın karşıma,
bunu sen kalbime girince anladım,
işte yeni bir başlangıç daha,
ama bu sefer eminim,
bu sefer keşke demeyeceğim yıllar sonra,
senin için söyleyeceğim tek şey,
İYİKİ olacak!!!!!!!

kısaca ben:)

Yamaçlar vardır benim gönlümde.

Ne karlı daglar vardır benim gönlümde

ne içi bos sehirler vardır

ne kapalı kapılar ardından bakan acılar vardır benim gönlümde
Ne iyimserlikler vardır

ne umutlar vardır çatılarımda

ne çocukluklar vardır daglarımda

ne asklar vardır

ne kıyametler vardır içimde

ne fırtınalar vardır kalbimde

yıktı beni kavurdu ne kaldı ki bu gönlümde………

hala anlamıs deilim:S

saygilar:

herhalde bişiyler anladınız hakkımda:

biraz karısık biraz fırtanılı biraz durgun biraz enterasan

SEN
Gül bahçemdeki bir çiçektin
Daha önce ferketmediğim :(
Hep daha güzeli aradığım bir anda
Kuytu bir diyarda buldum seni:)
gözlerin ne anlattıysa bana o anda
Hiç birisi gerçekleşmedi geçen zamanda hemde hiçbirisi
hepsine inat dolaşdım bunca zman
Kanayan kalbimin sana ayrılan daracık sokaklarında
seni bulup atmak için sonsuza kadar
senden kurtulmak için dolştım; ama nafile
çünkü sen benden daha bendin
benim içimde sen benden daha bendin!!!!

deniz feneri

uzanmış koca burun denize doğru,
lacivert ve gri gecenindeğerinde
karanlıkta baslar bir dünya sevgisi,
deniz feneri parlar,
tarihe aldırmadan kayalar üzerinde.
.....
yüreğin mi daralıyor , yıldız ışığında
bırak anılar gitsin biraz daha ileri,
ruhu götürmeden vakit yürüyebilir,
düşün nasıl durmuş sabırla yüzlerce yıl
hep bu benekte bu deniz feneri.
¨......
saçlarında tuz kokan, ölü kokan bir serinlik,
yüzünde bir fırtına tadı,
durusun yorgun, umutsuz,
birden bir daha yanıp söner, sevinçle titrersin,
bir şey belkide yaşamın uzadı,
.......
vakit yok olur ,zamandan boşalır varlık,
düşmez buçlardan haber,
bir uğursuzlukla ağır ve yorgun,
bütün insanlar bitti sanırsınız,
deniz feneri gülümser.
F.H. DAĞLARCA

Anlar

BİR ŞİİRDİR YAŞAMAK!
eğer yeniden başlayabilseydim yaşamaya,
ikinsinde daha çok hata yapardım.
kusuruz lmaya calışmaz,sırt üstü yatardım
neşeli olurdum daha önce olmadığım kadar,
çok az şeyi ciddiyetle yapardım
daha çok riske girerdim
seyahat ederdim daha fazla
daha çok güneşin doğuşunu izlerdim
daha çok dağa tırmanırdım
daha çok nehirde yüzerdim
görmediğim birçok yere giderdim
dondurma yerdim daha çok ve daha az bezelye
gerçek sorunlarım olurdu hayalı onların yanında
yaşamın her anını gerçek ve verimli kılan insanlardandım ben
yeniden başlayabilseydim eğer sadece mutlu anlarım olurdu
farkındasınız bilmem ama yaşam budur zaten
anlar, anlar!sizde anı yaşayın sadece
hiçbir yere yanında termometre, su ,paraşüt almadan gitmeyen insanlardandım ben
yeniden baslayabilseydim eğer hiçbirşey taşımazdım.
eğer yaniden baslayabilseydim
ilk baharda pabuçlarımı fırlatır atardım
ve sonbahar bitene kadar çıplak yürürdüm bitene kadar yürüdüm çıplak ayaklarla
bilinmeyen yollar keşfeder, güneşin tadına varırdım
çoçklarla oynar,bir sansımdaha olsaydı ,eğer.
ama işte yolun nereyolun neresindeyim bilmiyorum.
BAŞINDA mı yoksa SONUNDA mı?
eğer yeniden baslayabilseydim yaşamaya
ikincisinde daha cok hata yapardım
kusursuz olmaya calışmaz,sırt üstü yatardım
neşeli olurdum ilkinde olmadığım kadar
çok az şeyi ciddiyetle yapardım
temizlik sorun bile olmazdı asla
jorge luis